Bir yaz günüydü adeta. Camdan kafamı dışarı çıkardığımda yüksek nemi hissetmemek mümkün değildi. Üstelik henüz öğlen bile olmamıştı. Bu tip havalarda evin içine hava sokmayarak insanı daha da rahatsız eden beyaz plastik çerçeveli pencereyi kapadıktan sonra kahvaltı için ne yiyeceğimi düşünmeye başladım. Hava zaten son derece sıcaktı ve benim canımı sıkmayacak şeyler yemeye ihtiyacım vardı. Sonuç olarak kornflakes yapıp müziğimi açtım. Patrick Wolf’un son albümüydü. Overture şarkısıyla birlikte benim de günüm başladı. Albümü dinlerken arkamdaki televizyonda spor haberlerinin bütün kanalları kapladığı hissediliyordu. Bir kulağım da oradaydı. Gün büyük gündü.
Okumaya devam edin ‘Kartal Gol Gol Gol…’
Kartal Gol Gol Gol…
SM, the Jicks ve Pitchfork Festivali
“hello maiden voyagers, welcome to the slightly understylized home of the modern up-to-date yesterday’s children:THE JICKS we are currently in a heated contract dispute, concerning the REINVENTION of this website. Ive been informed its time for a CHANGE, and… GOOD changes are GOOD. So you might see a new thing or two on here. DOnt worry we wont go all radiohead on your ass. itll still be about words more then wormholes and secret clicksss so bait your breath, its on the event horizon”
Evet… Stephen Malkmus and the Jicks’in sitesinde gizli sayılabilecek bir yere böyle bir not düşmüşler. Akşamıma neşe kattı nedense. Sonra SM’imiz neler yapıyormuş diye baktım ve daha da mutlu oldum. Steve ve Jicks stüdyoya girmişler ve yeni albüm için kayıtlara başlamışlar. Steve albümün %63′ünün bittiğini belirtirken şu sıralar 64 ya da 65 olmuş olabilir. Stüdyo dedim ama aslında bir dağ evi desem daha doğru olur. Alt tarafa bir iki resim yerleştirelim..
Temmuz ayının ortasında düzenlenecek olan Pitchfork Müzik Festivali’nin üçüncü gününde New Pornographers, Sea and Cake ve Of Montreal gibi grupların yanında Stephen Malkmus da yer alıyor. Ama the Jicks olmadan. SM Solo desek yeridir. Orada olmak vardı…
Beastie Boys A Capella
Ne zamandan beri var bilmiyorum ama yeni albümlerini hemen hemen tamamladıklarını duyduğum Beastie Boys’un sitesine girdiğimde “A Capellas!!! Remix” linkini gördüm. Girdiğimde ise ilgilenenlerin ya da Beastie Boys sevenlerin değerli bulabileceği mini arşivi farkettim. 30 küsür kadar klasik Beastie Boys şarkısının a capellaları remix’lenmek üzere öylece duruyor. Maalesef Sabotage yok. Her neyse… İşte sayfanın linki; a capellas!!!
Fuck… Pardon my French
Kaliforniya’lı 4 şahsın 1994 yılında kurduğu Fuck, her şeyiyle bir amerikan indie rock grubudur. 1997 yılında Matador Records ile anlaşmadan önce 3 albüm çıkaran grubun müziği Bedhead dinginliğin yanında, insanın içini daha az burkan, biraz daha güneşli melodilere sahip. 1997′de Matador’dan çıkan Pardon My French albümü başlangıç için iyi olabilir. Bu albümde de kimi 2 dakika civarında olan çok sayıda şarkı yer alıyor. Matador’dan çıkan 2 albümün ardından, Julie’s Haircut ve Piano Magic gibi gruplarla da çalışan İtalyan Homesleep Records ile anlaşan grup burada da 2 albüm çıkardıktan sonra 2003 yılında, benim de en sevdiğim albümleri olan Those Are Not My Bongos‘u bizlere sundular. Bu albüm şimdilik son Fuck albümüdür ve grubun gittikçe ağırlaştığının ve güzelleştiğinin göstergelerindendir. Kimlere tavsiye edilir? Silwer Jews, Pavement, Bedhead, Yo La Tengo sevenlere. Fuck zaten zamanında bir Pavement tribute albümü olan Everything’s Ending Here‘de Heaven is a Truck şarkısıyla karşımıza çıkmıştır.
no longer whistler’s dream dat.mp3
fuck motel.mp3
how to say.mp3
le serpent.mp3
FuckWeb
SmellsLikeRecords.com
HomesleepRecords.com
MatadorRecords.com
Jolie Holland
Houston, Teksas’ta büyümüş olan Jolie, bizlere bugünün içinde eski günleri yaşatıyor. Kimi zaman yaşadığı yerin seslerini ve hislerini oldukça güzel melodilerle sunsa da, Jolie Holland’ın bugüne kadarki albümleri çoğu Teksas’lı olduğunu hiç belli etmeyen, sıcak caz şarkılarından oluşuyor. Puslu, sakin, hüzünlü ama bulutların arasından ortaya çıkan güneş misali zaman zaman mutlu bir sese sahip Jolie 2003 yılından bu yana 3 albüm ortaya çıkardı.
İlk albüm Catalpa ve son albüm Springtime Can Kill You‘da blues ve country havası, ara albüm olan Escondida‘ya göre daha yoğun olarak hissedilebiliyor. Escondida ise Billie Holiday güzelliğini andıran bir albüm. Benim de favori albümüm bu albüm. Old Fashion Morphine ve Damn Shame dikkat çeken şarkılardan. Springtime Can Kill You’da ise açılış ve kapanış şarkıları kesinlikle harika. Mexican Blue kulaklığı taktından sonra arkaya yaslanıp onlarca kez dinlenebilecek türden bir şarkı.
Houston’dan ayrıldıktan sonra Batı ve Kuzeybatı Amerika’yı mesken eden Jolie Holland eminim soğuk ve yalnız gecelerde insanın içini ısıtmaya devam edecektir.
springtime can kill you.mp3
crazy dreams.mp3
Autumns, Autumns ve Jeff Buckley
Eski şarkılarını dinlemiş, kurcalamış olanlar bilir; shoegaze gibi, hafiften dream pop bir müziktir the Autumns‘un müziği. Ama 2004 yılında yayınladıkları, kendileriyle aynı adı taşıyan albümde durum biraz farklı. Melodik anlamda da, enstrumantal anlamda da farklılaşmalar olmasına rağmen esas fark vokalde gibi geliyor bana. Matthew Kelly’in sesi bir çok şarkının bir çok yerinde bana “Jeff Buckley’e ne kadar da benziyor” dedirtiyor. Desole, Cattleys ve özellikle Every Sunday Sky… Every Sunday Sky, girişiyle birlikte bir Jeff Buckley albümüne konulsa hemen hemen sırıtmayacak bir şarkı görünümünde.
Sonuç olarak, Jeff Buckley seven bireyler çok sıkıldıklarında bu albümü bir şekilde dinleyebilirler. Vakit kaybı olmaz. Daha önceki Autumns şarkıları ise herkese önerilmez. Ama Suicide at Strell Park ep’sinin ikinci şarkısı olan Apple’yi Smiths veya Teenage Fanclub seven sever derim.
Bu arada grup websayfalarından dördüncü albümlerini tamamladıklarına dair bir duyuru yaparken albümün adı ya da ne zaman dinleyiciye sunulacağı konusunda pek fazla şey söylememiş. Ancak Mayıs ya da Haziranda çıkması muhtemel.
Böyle kal Clientele
1997 yılında Hampshire’da kurulmuş, daha sonra çalışmalarını Londra’da sürdürmeye başlamış olan the Clientele’nin davullarda Mark Keen, Basist James Hornsey ve gitar ve vokallerde Alasdair Maclean’den oluşan çekirdek kadrosuna son olarak çaldığı melodiler ve güzelliğiyle gayet hoş bir hava katan Mel Draisey’i de katıldı. The Clientele… İnsanların üzerinde ağır ağır ilerleyen, kimi zaman da üstüne çöken melankolinin ve eşine pek fazla yerde rastlanılmayacak melodilerin yoğunlaştığı bir bulut gibi adeta. Öyle ki, cızırtılı, evde kaydedilmişcesine ses kalitesi düşük şarkıları ve Alasdair Maclaen’in hüzün ve mutluluk ile karışmış, saatlerce söylese bile kendisinin yorulmayacağını düşünmemezi sağlayan rahat vokalleri bir çok kişi için the Clientele’nin eşşiz olmasının en bariz nedenlerinden.
Okumaya devam edin ‘Böyle kal Clientele’
